Yaratıcılık Üzerine Bir Deneme

 

Bir Zamanlar Bende Yaratıcıydım!

Belki de bir zamanlar hepimiz yaratıcıydık. Sonra bir şeyler oldu. Birileri bir şeyler yaptı. Sandalye bir tahterevalliydi… Vitrin tırmanmak için duvar… Odamın duvarları varken resim kağıdına asla ihtiyacım yoktu. Bedelini ödediğin sürece dünya bir lunaparktı. Ama ben akıllı bir çocuktum, yapmamam gerekenleri hemen öğrendim. Sonra okul çok güzel bir yerdi. Hatırlıyorum… Hep oyunlar oynuyorduk. Arkadaşlarımla yan yana oturuyorduk rengarenk masalarda. Sonra büyüyüp başka bir okula gittim. Oyun oynamamaya başladık. Arkadaşlarımın yüzünden çok ensesini görmeye başladım. Acele başladı. Telaş başladı. Yarış başladı. Ama ben akıllı bir çocuktum, çok geçmeden bunları da öğrendim. Aferin almak önemliydi çünkü!

Aslında benim hikayem çok daha hazin. Unuttuklarım hatırladıklarımdan fazla. Bu nedenle ben öğrendiklerim üzerinden anlatmayı deneyeceğim.

Etimolojik köken itibariyle latince “creare” sözcüğünden gelen yaratıcılık; yaratmak, doğurmak, meydana getirmek, bulmak, keşfetmek, yenilik yaratmak anlamlarına gelmektedir. Yaratma ise yoktan var etme anlamı taşıyabileceği gibi, bilinen şeylerden yararlanılarak yepyeni bir şeyin gerçekleştirilmesi, özgün bir bileşime varılarak, birtakım sorunlara yeni çözüm yolları bulma süreci olarak tanımlanabilmektedir.

Yaratıcılık; herkesin gördüğünü görmek, ancak daha önce hiç kimsenin düşünmediğini düşünmek ve daha önce hiç kimsenin yapmaya kalkışmadığını yapmak ya da mevcut malzemelerle yeni bir durum yaratabilmek ve mevcut kavramlar arasında daha önce kimsenin aklına gelmemiş yeni bir ilişki tanımlayabilmek veya bunların hepsi ya da daha fazlası…

Yaratıcılık bu anlamlardan yola çıkarak zihinde var olan iki ya da daha fazla kavramı, yeni bileşimler şeklinde formüle etme yeteneği olarak da tanımlanabilir. Bu noktada zihindeki nesnelerin ve kavramların bol olması önem kazanmaktadır. Yaparak, yaşayarak, gezerek, inceleyerek, okuyarak, anlamaya çalışarak bilgisine sahip olunan nesne ve kavramlar kısa sürede çoğalmaktadır. Kalitesini ise doğaya ne kadar yakın olunduğu belirlemektedir. Çünkü doğa hem müthiş bir laboratuvar hem de sonsuz esin kaynağı materyaline sahip. Doğada, dışarıda bulunan ve pek çok duyu organının aynı anda beyne ilettiği sinyallerle algılanan varlıklar zihinde ait oldukları yerlere hemen yerleşecek ve birbiriyle sıkı bağlar kuracaktır. Yaratıcı düşünsel süreci besleyecektir.

Yaratıcı düşüncenin kalıp yargılardan uzak, özgürce hareket edilebilen bir çevrede gelişebileceğini söylemek mümkündür. Ancak günümüzde büyük şehirlerde yaşayan nüfus oranı gittikçe artmaktadır. Yaşam alanlarımız gittikçe küçülmekte ve doğayı kendimize yaşam alanları yaratmak için(!) müthiş bir hızda tahrip etmekteyiz. Bu durum bize binaları ve binaların içinde ne kadar uzun zaman geçirildiği sorunsalını çağrıştırmaktadır. Evlerin bulunduğu, okulların bulunduğu, oyun alanlarının bulunduğu binalar… AVM’ler, siteler, tek düze okul binaları… Tüm bu alanlar kendine has bir özenle döşenmiştir genellikle. Pek çok şeyin işlevi bellidir. Her şey temiz ve dikkatli kullanılmalıdır. Mesela bir çocuk odası düzenlemek büyük bir maliyettir. Çünkü sayılamayacak kadar çok çeşit bulunmaktadır. Örneğin bir oyuncak bebek satın almak almaya devam etmek için yeni ihtiyaçlar doğuracaktır. Bu oyuncağın pek çok kişisel ihtiyacı olacaktır. Elbiseler, ayakkabılar, makyaj malzemeleri… Hatta döşenmiş bir eve, eşe, çocuklara ihtiyacı olacaktır. Çünkü çocuklar yetişkin hayatını oyunlar yoluyla deneyimlemektedir. Bebek yedirilecek, içirilecek, uyutulacak, giydirip-soyundurulacaktır. Oyuncak bebeğe bir elbise gerektiği gerçeğiyle çocuk bu ihtiyaç ortaya çıktığında yüzleşecektir. Eğer odasına yerleştirilmiş bir artık materyal kutusu varsa çocuğun ve ailenin bu noktada şanslı olabileceği söylenebilir. Kendi çocukluk anılarımdan yola çıkarak söyleyebilirim ki perdelerden birkaç parça kumaş keserek bebekler için harika elbiseler dikilebilmektedir. Bebeğin güzel bir elbiseye sahip olması gerektiği problemi ile başlayan bu müthiş yolculuk ise hem aile hem de çocuk için büyük bir hüsran ile sonuçlanabilmektedir. Yaratıcı düşünce kan kaybetmeye başlayacaktır. Oysa çocuğun ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda doğadan, hayatın içinden elde edilmiş doğal materyallerin çocuğa sağlanmış olması çatışmaların ve çocuğun yaratıcı düşünme gelişimini örseleyici tepkilerin önüne geçecektir.

Tabi günlük yaşamın getirdiği koşuşturma ve meşguliyet kazanma-harcama döngüsünü yaratmaktadır. Alınacaklar asla bitmemektedir. Mesela almamız gereken belki de sadece boş bir beyaz kağıttır. Ama bunu düşünecek zamanımız yoktur. Çünkü yetiştirilmesi gereken işler, sorumluluklar, müfredatlar… bir dolu şey daha vardır.

Hayat ciddi bir şeydir ve onu ciddiye almak gerekir. Hatta çocukken bile! Çünkü gelecek için çok çalışmak gerekir. Adeta yaşanan an yok gibi davranılmaktadır. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin yaşadığı bu endişe kısa sürede çocukları da içine almaktadır. Çünkü çocuğun çocuk dünyasına özgü yaratıcı ürünleri yetişkinler dünyasında değer görmemektedir. Oysa ki çocuk sahibi olan pek çok kişi günümüzde az ya da çok çocuk gelişimi hakkında bilgi sahibidir. Fakat bilmenin yetmediğini gözlemlemek mümkündür. Özellikle yaratıcı bireyler yetiştirmek söz konusuysa değişimi yetişkinlerden başlatmak gerekmektedir. Değişim; var olan bilgilerin içselleştirilmesiyle, yaşantılar haline gelmesiyle mümkün olabilecektir. Bu noktada yetişkinlerin nasıl çocuklar yetiştirmek istedikleri ile nasıl çocuklar yetiştirdiklerini karşılaştırmaları ve kişisel gelişimlerine daha fazla yatırım yapmaları önem kazanmaktadır.

Sonuç olarak, yukarıda anlatmaya çalıştıklarım ve yaratıcı çocuk yetiştirme için anlatılan pek çok şey reçete haline gelince ya da formüllere benzeyince iş karmaşıklaşmaktadır. Aslında bunun bir matematiği yok ve çok basit. Sadece ritme kulak vermek gerekmektedir. Neyin; nasıl, ne zaman, nerede olması gerektiğini ihtiyaçlar belirlemektedir. Vereceklerimizi zamanı geldiğinde verdiğimizde değer kazanacaktır. Bu acelesiz yaklaşım çocuk dünyasına olan saygımızın da bir göstergesi olacaktır.

Nesil Sezgi Yılmaz

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir