ALBERT EİNSTEİN DOSYASI

ALBERT EİNSTEİN
HAYATI VE BEYİN HARİTASI

”Benim hayatım hiç kimsenin ilgisini çekmeyecek basitlikte. Doğduğum bilinen bir gerçek, gerekli tek şey de bu.”
Albert Einstein

Hayatı, Sözleri ve Beyni

Dr. Aylin Sözer’e teşekkürlerimle…

Albert Einstein 1879 yılında Almanya’nın Ulm kentinde Yahudi bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğduğunda kocaman bir kafası ve şişman bir bedeni vardı. Kafasında, büyüklüğü nedeniyle doğum esnasında deformasyon oluşmuştu. Bu nedenle çeşitli tetkikler yapıldıktan 1 hafta sonra, doktorlar her şey yolunda dediğinde hastaneden annesi Pauline ile taburcu edilmişlerdi.
Olağan şekilde geçen 1 yılın ardından, Einstein 1 yaşındayken baba Hermann’ın işleri nedeniyle Münih’e taşındılar. Burada bir elektrik şirketi kuracaklardı. Hermann Einstein ticaretle uğraşıyordu. Kardeşi Jakob ise elektrik mühendisiydi.

 

Anne Pauline başarılı bir piyanist olmasına rağmen zamanını çocuklarının iyi yetişmesi için harcıyordu. Einstein gayet normal bir çocuk olarak büyütülüyordu. Mucize bir çocuk değildi. O iki buçuk yaşındayken kız kardeşi Maja dünyaya geldiğinde hala konuşmaya başlamamıştı. Aile Einstein’in konuşmamasından endişe duyuyordu. Zeka geriliği olmasından korktukları için doktorlara gidiyorlardı. Herhangi bir gelişimsel aksama, zeka geriliği olmamasına rağmen Einstein konuşmuyordu. 3 yaşına kadarda konuşmadı. Bir gece yemek yerken bir ses duyuldu. ‘‘Bu çorba çok sıcak’’ dedi Albert. Bu seslenişin ardından ailesinin sorması üzerine her şey çok düzenli olduğu için konuşmaya ihtiyaç duymadığını söyledi. Konuşmaya başlamış olsa da anlaşılmayan ve çok yavaş bir konuşmaydı bu. Ailesiyle kısıtlı iletişim kuruyordu. Hatta hiç arkadaşı yoktu ve yaşıtlarıyla zaman geçirmiyordu. Sohbet etmekten hoşlanmıyordu. Yaşıtlarından farklı bir çocuktu. 4-5 yaşlarındayken hasta olduğu bir gün yatağında yatıyordu. Babası ona bir pusula verdi. Gelecekte elektromanyetizma ile ilgilenecek Einstein için pusulanın iğnesinin hareketini izlemek çok etkileyiciydi.

 

Einstein Musevi bir çocuk olarak dünyaya gelmişti. 5 yaşında ilkokula başlayacağı zaman ailesi Musevi okuluna göndermek yerine evlerinin yakınında bulunan Katolik okuluna kaydettirdiler. Bu okulun hem şartları daha iyi hem da fiyatı daha uygundu. Einstein bu okula giden tek Musevi çocuktu. Gittiği okul katı bir disipline sahipti ve Einstein hayatı boyunca nefret edeceği disiplinle ilk kez burada tanışmıştı. Disiplin nedeniyle okulu sevmese de derslerinde başarılıydı. Notları gayet iyiydi. Annesi Pauline kendi annesine yazdığı bir mektupta ’’Dün Albert’in notları belli oldu. Yine sınıfının birincisi ve notları mükemmel’’ diyordu. Anne Pauline çocuklarının iyi yetişmesini istiyordu. Kendinin de müziğe olan ilgisi nedeniyle Einstein’a 6 yaşından itibaren keman dersleri aldırmaya başladı. Ancak derslerin otoriter veriliş şekli hiç Einstein’a göre değildi. Uzunca bir süre Mozart ve Beethoven’ı keşfedinceye dek keman derslerine karşı koydu.

 

 

1888 Ekim’de dokuz buçuk yaşına gelen Einstein Luitpold Gymnasium Alman Ortaokuluna (orta derece ve lise ayarındaki okul) gönderildi. Bu okul askeri bir disipline sahipti. Okula zorla gidiyordu. Bu okula uyum sağlamak ya da kendinden bekleneni yapmak konusunda hiç çaba göstermemişti. Bu okullarda kullanılan katı öğretim yöntemlerini sevmiyordu. Gymnasium’da Yunanca ve Latinceye önem veriliyordu. Bu okulun müfredatında; modern diller, coğrafya, edebiyat ve matematik dersleri vardı. Einstein matematik ve Latince derslerinin mantıksal yapısını çok sevdi. Bu iki dersten her zaman yüksek notlar aldı. Fakat diğer derslerde durumu hiçte parlak değildi. Hatta bir gün bir öğretmeninden duyduğu şu sözler; ‘‘Buradaki varlığın bile sınıfın bana karşı duyduğu saygıyı azaltıyor.’’ ne denli bir dışlanma yaşadığını anlatmakta. Özellikle Yunanca öğretmeni Ruess özgür ruhlu öğrencisini onaylamıyordu. Einstein’in hiçbir zaman başarılı biri olamayacağını söylüyordu. Fakat Einstein Ruess’a büyük hayranlık besliyordu. Hiçbir zaman Yunanca dilbilgisi profesörü olamamış olsa bile, ünlendikten sonra öğretmeniyle görüşmek istedi. Ama Ruess her zaman olduğu gibi öğrencisini hatırlamadı. Hatta bol ve eski kıyafetleri nedeniyle onu dilenci zannetti ve kovdurttu.

 

Einstein gittiği okuldan yaşadığı çatışmalar nedeniyle yeteri kadar faydalanamıyordu. Ama yakın çevresi sayesinde öğrenme fırsatları yakalıyordu. Yan komşuları olan amca Jakob ve evlerine gelen üniversite öğrencisi Yahudi Max Talmud, Einstein’in gelişimine getirdikleri kitaplar ve yaptıkları sohbetlerle büyük katkı sağlamıştı. Amca Jakob ona bir matematik kitabı verdi ve matematik denklemleri ile ilgili şu cümleyi söyledi; ‘‘Avlamaya gittiğimiz ama adını bilmediğimiz için x olarak adlandırdığımız küçük bir hayvan var. Onu yakaladığımızda üzerine atlayıp onun için doğru ismi buluyoruz.’’ Einstein amcasının getirdiği matematik kitabına ve problemlere ayrıntılı olarak çalıştı. Problemler ne kadar zor olursa olsun hepsini çözebiliyordu. Bu çalışmaları esnasında Pisagor bağıntısının kanıtını keşfetti.
Eintein’in yolunda bir diğer rehber olan Max Talmud, yoksul bir üniversite öğrencisiydi ve Yahudi geleneklerince bu yoksul öğrenci evlerine yemeğe davet ediliyordu. Talmud gelmeye başladığında Einstein on yaşındaydı ve Einstein’in sıradan bir çocuk olmadığını anlaması uzun sürmemişti. Beş sene boyunca süren bu ziyaretlerde bol bol bilim, matematik, felsefe konuşmuşlardı. Einstein daha 13 yaşındayken Immanuel Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi” kitabını okumuştu ve anlamıştı. Sonrasında Talmud çeşitli bilim kitapları getirmeye devam etti. Einstein öğrendikçe öğrenmek, öğrendiklerini konuşmak istiyordu. Problemleri çözmekte, teoremlere yeni ispat yolları üretmekte müthiş hünerliydi.

 

İsyankar, bağımsız kişiliği ergenliğe girmesiyle daha da alevlenmişti. Kendi kendine çalışmalarına devam ediyordu. Okul müfredatından bağımsız olarak yaptığı çalışmalarında matematik ve geometriden sonra calculus ile devam etti. On altı yaşına geldiğinde diferansiyel ve integral hesaplamaları ile analitik geometriyi öğrenmişti. Onun için calculus, diferansiyal, integral çalışmak gizemli bir yolculuk gibiydi. Çözümlere ulaşmak ise zirveye ulaşmaktı.

 

Einstein günlerini öğrenerek geçirirken babasının işlerinin yolunda gitmemesi nedeniyle ailesinin İtalya’ya taşınacaklarını öğrendi. Aslında babası ve amcasının kurup yönettiği bu şirket başarılı olmuştu. Amcası bir elektrik jeneratörü icat etmişti. Bu ürünü pazarlamak için şirket genişlemişti. Ancak var olan şirket potansiyeli bu genişlemeyi yönetememiş ve batmıştı. Şanslarını başka bir ülkede denemek istemişlerdi. Einstein bu taşınma haberine çok sevinmişti. Çünkü artık Gymnasium’a gitmesi gerekmeyecekti. Ancak bu mutlu anı çokta uzun sürmedi. Aile Einstein’in okulunu bitirmesi için Almaya’da kalması gerektiğini düşünüyordu. Einstein henüz on beş yaşındaydı ve okulu bitirmesine üç yıl daha vardı. Ailesinin bu tutumunun onu derinden etkilediği şu sözlerinden belliydi:

‘‘Aileme yük olmaktan başka bir işe yaramıyorum. Gerçekten, hiç doğmasaymışım daha iyiymiş.’’

Einstein’in bu sözlerinin tek nedeni ailenin onu Münih’te bırakması değildi. Onun geç konuşması, biraz yavaş gelişmesi, içine kapanık bir çocuk olması, okullarda yaşadığı otoriteyle ilgili problemler; ailesiyle de arasında bir çatışma ortamı yaratmıştı. Çocukluğu ve ergenliği süresince yaşadığı aile içi anlaşmazlıklar sonrasında bu ayrılık Einstein’e ağır geldi. Münih’te yalnız geçirdiği bu ayın sonunda depresif ve gergin bir ruh hali yaşamaya başladı. Aile hekimleri Bernard Talmud’u (Max’in kardeşi) ziyaret etti. Einstein liseyi bırakıp ailesinin yanına gitmeyi istiyordu. Bunu yapabilmesi doktorun sağlık problemi yaşadığına dair vereceği belgeye bağlıydı ve Einstein doktoru ikna etmeyi başardı. Ailesinden habersiz Gymnasium’u bıraktı ve İtalya’ya onların yanına gitti. Liseyi resmen terk etmişti ve ailesi bu durum karşısında büyük endişe duymuştu. Üzgün olan ailesine eğitimine mühendislik okuyarak devam etmek istediğini, Zürih Federal Politeknik okuluna gidebilmek için giriş sınavlarına hazırlanacağına dair söz verdi. Babası Einstein’in amcası gibi mühendis olmasını istiyordu ve bu nedenle kararını desteklemişti. Politeknik’e kabul için bir lise diploması gerekmiyordu. Önünde iki engel vardı. Biri giriş sınavını geçmek diğeri ise yaşıydı. Çünkü Einstein henüz on altı yaşındaydı ve bu okula kabul yaşı ise on sekizdi. Çocuklarının iyi bir geleceği olması için çabalayan anne Pauline bir yakınlarını arayarak Einstein’in giriş sınavına kabulü için yardımcı olmalarını rica etmişti. Giriş sınavına hak kazanan Einstein fizik ve matematik alanlarında üstün başarı göstermiş, ama diğer derslerden başarılı olamamıştı. Bu nedenle okula kabul edilmedi. Aynı yıl İsviçre’deki Aarau Kanton Okulu’na başladı ve ortaokulu bu okulda bir yıl daha okuyarak bitirdi. Zürih’te kaldığı süre boyunca Jost ve Pauline Wintelerların evinde misafir olarak kaldı. İlk aşkı ile burada tanıştı. Marie Winteler Einstein’ın ilk aşkıydı. Birbirlerini görür görmez aralarında bulunan iki yaş farkı hiç düşünmeden aşık oldular. Marie 18, Einstein 16 yaşındaydı. Bu aşk Einstein’in Aarau Kanton Okulu’ndaki başarılı ve belki de en mutlu yılına katkıda bulundu. Ancak okul bittiğinde Einstein Politeknik’e gitmek için evlerinden ayrıldığında, Marie ile olan bu aşkın arasına mesafeler girmişti.

17 yaşındaki Albert 1896 yılında Zürih Politeknik’e başladı. Gittiği bu okul esas olarak öğretmenlik eğitimi ve teknik eğitim veren bir yüksekokuldu. Ailesi Einstein’in gibi mühendislik eğitimi almasını istiyordu. Bu okula gideceğini söylerken Einstein’da ailesine teknik eğitim alacağını söylemişti. Ancak Einstein’in böyle bir eğitim almayı asla istemediğini şu sözlerinden anlamaktayız: ‘‘Aslında bir mühendis olmam istenmişti. Ancak yaratıcı enerjimi, günlük yaşamı daha da rafine kılan ve soğuk bir sermaye birikimi hedefine güden işlerde harcamak zorunda olma fikrine tahammül edemiyordum. Tıpkı müzikte olduğu gibi, düşünmek için düşünmeliydim.’’ Her zaman inandıklarının peşinden giden Einstein bu okulda yeni açılan, matematik ve fizik alanında uzman öğretmenlere yönelik eğitim vermesi planlanan bölüme kaydoldu. Bu yıllarda İsviçre vatandaşı olabilmek için Alman vatandaşlığından çıktı. İlk yılında okuluna, okulda aldığı eğitime bağlıydı. Bu bağlılığını fizik profesörü Heinrich Weber ile kurduğu yakın ve hayranlık dolu ilişkiye borçluydu. Weber bir yıl önce Politeknik giriş sınavından başarısız olmasına karşın ondan Zürih’te kalıp derslere girmesini istemişti. Einstein Weber’den etkilendiği gibi, Weber’de ondan etkilenmişti. Bir mektubunda: ‘‘Weber’in ısı hakkındaki dersleri çok ustaca. Her ders saati birbirinden güzel’’ şeklinde bahsetmişti.

 

Ancak zaman içerisinde Weber’den soğumaya başladı. Profesörün fiziğin tarihsel kökenine çok fazla odaklandığını ve çağdaş gelişmelerle ilgilenmediğini düşünüyordu. Küstah tutumuyla tanınan Einstein hislerini gizlemedi. Yüksek özsaygısıyla tanınan Weber’de, Einstein’ın küçümser tavrı karşısında öfkelendi. Bir gün: ‘‘Sen akıllı bir çocuksun, Einstein! Çok akıllı bir çocuksun. Ama büyük bir kusurun var: Sana hiçbir şey söylenmesine izin vermeyecek kadar küstahsın’’ dedi. Birlikte geçirdikleri dört yılın sonunda birbirlerine düşmandılar.
Albert’in okulda umduğunu bulamıyor olması onu müziğe daha çok yaklaştırıyordu. Müzik büyüleyici bir dünyaydı. Bir kaçış olmaktan çok, bir bağlantıydı: evrenin temelindeki ahenkle, büyük bestecilerin yaratıcı dehasıyla ve bağ kurmakta sözcüklerden fazlasını kullanabilen insanlarla bağ kurabilmek anlamına geliyordu. Hem müzikte hem fizikte armonilerin güzelliğine hayranlık duyuyordu.

 

Einstein evleneceği ve iki erkek çocuğunun annesi olacak Mileva Mariç ile Politeknik’te tanıştı. Mileva, onun erkeklerin hakim olduğu fizik ve matematik dünyasında saygın bir yere gelmesini isteyen Sırp bir ailenin ilk ve en çok sevdiği çocuğuydu. Fizik ve matematik dallarında birinci olarak 21 yaşındayken bu okula gelmişti. Bölümde okuyan tek kız öğrenciydi. Einstein’dan 3 yaş büyük, doğuştan gelen kalça çıkıklığı nedeniyle yürümesi aksayan, umutsuzluk nöbetleri yaşayan Mileva Mariç ne görünüşü ne de kişiliğiyle fark ediliyordu. Ancak Mariç, Einstein’ın en azından romantik öğrencilik yıllarında çekici bulduğu özelliklere sahipti. Matematik ve fen tutkusuna, düşünsel bir derinliğe ve ayartıcı bir ruha sahipti. Derin gözlerinin aklıda kalıcı bir yoğunluğu vardı. Yüzünde melankolinin cazibeli yansıması görülüyordu. Zamanla Einsten’ın esin perisi, partneri, sevgilisi, karısı, lanetli kişisi ve düşmanı olacaktı.

Einstein’ın Mileva ile yakınlaşması Marie’nin sonu olmuştu. Aralarında geçen yazışmalarda sessizliği seçen Einstein, Marie’nin annesine yazdığı bir mektup ile bu ilişkiyi bitirdi. Yazdığı mektupta şu sözlere yer verdi: ‘‘Kendi hatalarımdan dolayı sevgili çocuğa çok fazla acı çektirdim. Yeni acılar pahasına birkaç mutlu gün geçirmenin hiçbir kıymeti yok.’’ İlişkileri bittiğinde Marie bir depresyon geçirdi ve tüm hayatı aksadı. Birkaç yıl sonra da bir saat fabrikasının sahibiyle evlendi.

 

Einstein’in Marie’den ayrılması, Mileva’ya bu denli kapılması onun aklına olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Mileva gibi akademik kariyere sahip bir sevgilisi olduğu için gurur duyuyordu. Bilim ve aşk iç içe geçmiş gibiydi. Onunla birlikte çalışmayı bilimden konuşmayı seviyordu. Zaman birlikte olduklarında hızla akıyordu.

 

Mileva, hamile kaldı ve eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı.1902’de Novi Sad’a ailesinin yanına giderek bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Lieserl adı verilen kızlarının akıbeti meçhuldür; hastalanarak ölmüş veya evlatlık verilmiş olabilir. Albert Einstein Bern Patent ofisinde çalışmaya başladığı sırada Mileva yanına geldi ve çift evlendi (1903). Bu evlilikten Hans Albert (d. 1905) ve Eduard (d.1909) adlarında iki oğlu dünyaya geldi. Einstein’in 1912’de teyzesinin kızı Elsa Loewenthal ile yaşamaya başladığı ilişki üzerine Mileva ile evliliği bozuldu; 1914’te ayrı yaşamaya başlayan eşinden 1919’da boşandı.

 

Einstein’ın okuldan mezun olması ile hayatının en zor yılları başladı. Öğretmeni Weber ile yaşadığı çatışmalar, mezun olduktan sonra iş bulmasına engel oldu. Einstein akademide kalmayı bilimsel çalışmalar yapmayı istiyordu. Ancak bu imkansızdı. Çünkü Weber, Einstein için olumsuz dönütler veriyordu. Uzunca süre öğretmenlik işi aradı ve asla istediği gibi bir iş bulmadı. Uzunca bir süre sonra patent bürosunda çalışmaya başladı. Burada yaptığı işten hem yaşayabilecekleri kadar para kazanıyor, hem de bilimsel çalışmalar yapabilmek için yeterli zamana sahip oluyordu. Patent ofisinde işinin büyük kısmı elektrik sinyallerinin aktarımı ve elektriksel-mekanik zaman eşgüdümü ile ilgili sorular hakkındaydı. İki teknik soru hakkında yaptığı düşünce deneyleri, Einstein’ın ışığın doğası ile zaman uzay ve zamanın ilişkisi hakkında radikal sonuçlara varmasını sağlamıştı.

Derken Einstein’ın hayatında ki en önemli yıl, mucize yıl… 1905 yılı. Einstein dört makale birden yayınladı. Bunlardan ilki, ‘Işığın Oluşumu ve Dönüşümü Üzerine Bir Görüş’, İkincisi, ‘Durağan Bir Sıvı İçindeki Asıltı Parçacıklarının Moleküler Kinetik Kuramı Çerçevesindeki Hareketleri Üzerine’, üçüncüsü ‘Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği’ ve dördüncüsü ‘Bir Cismin Eylemsizliği Enerji İçeriğine Bağlı mıdır?’ makaleleriydi. Einstein tüm bu teorileri bir laboratuvarda değil sadece kendi kafasının içinde düşünce deneyleri ile gerçekleştirdi. Annalen der Physik dergisinde yayınladığı bu dört makale, modern fizik anlayışında devrim yaratmıştı.

 

Makalelerin yayınlanması ve Einstein’ın ün kazanması eş zamanlı gerçekleşti. Bu makaleler, söyledikleri bilim dünyasında sert tartışmalara neden oldu. Einstein artık bir bilim adamıydı. Çeşitli üniversitelerden teklifler aldı ve yaşadığı zamanın siyasi karışıklıkları nedeniyle pek çok okul değiştirdi. 1908’de artık oldukça tanınmış, büyük bir bilim adamı olan Einstein sırasıyla, Bern Üniversitesinde öğretmen olarak atanmıştı. Sonraki sene patent ofisindeki işinden ve öğretmenlikten ayrıldı ve Zürih Üniversitesinde fizik doçentliğine başladı. 1911 yılında Prag’da Karl-Ferdinand Üniversitesinde profesörlük unvanı aldı. 1914 yılında Almanya’ya döndü, Kaiser Willhelm Fizik Enstitüsü’nde yönetici, Berlin Humboldt Üniversitesinde profesör oldu.

 

Akademik kariyeri bu denli bir yükseliş yaşarken, özel hayatındaki düşüş Elsa hayatına girinceye dek sürdü. Albert Einstein’ın ikinci eşi ve birinci göbek kuzeni olan Elsa, birçok açıdan mizaç ve kişilik olarak Mileva’nın tam tersiydi. Aşkları 1912 yılında, Albert halen ilk eşiyle evliyken başladı ve Mileva’dan boşanması kesinleştikten 3 ay sonra evlendiler. Elsa kocasının koruyucusu ve bakıcısıydı. Birçok evlilik dışı ilişkisine rağmen, 1936 yılındaki ölümüne kadar birbirine bağlı bir çift olarak kaldılar. Ölmeden kısa bir süre önce, hastalığının Einstein’ı nasıl etkilediğinden bahsetti: “Beni bu kadar sevdiğini zannetmiyordum.” dedi. Çünkü Einstein hayatında ki hiçbir kadına sadık kalmamıştı. Fizikçi için, tek eşlilik “acı bir meyveydi.” Çeşitli kişilere yazdığı mektuplarında detaylandırdığı üzere, Einstein yıllar içinde erkek-kadın ilişkilerine dair karmaşık bir bakış açısı geliştirmişti. Haziran 1953’te yazdığı mektubunda, Albert Einstein kocasının evlilik dışı ilişki yaşadığını öğrenen bir kadın arkadaşını, durumu kişisel olarak algılamaması yönünde nasihat ederek, teselli etmiş. Aldatmanın insanlar arasında norm olduğunu açıklamış.

 

Einstein’ın tek eşliliğe inanmayışı, hayatına giren kadınlar nedeniyle çapkın yaftası yiyebilecek olsa da kadınlarla yaşadığı ilişkilerde süreç hakkında bir fikrim yok. İlk karısı Mileva’dan iki çocuğu var. Sıradışı bir naifliği, çocuksuluğu var. Mantıksal olarak beyni, monogaminin doğal bir durum olmadığının farkında. Mileva’yla ikisinin ilişkisi, iki muhteşem zekanın buluşması olmuş, aslında o evliliğin yürümemiş olması trajik. İkinci karısı Elsa tamamen farklı, kariyerinin menajerliğini yapmak istemiş. Ben Albert Einstein’ın çapkın olduğunu düşünmüyorum.

 

Einstein’ın hayatı hepimizin hayatı gibi zor ve kolay zamanlardan oluşmuş. Başarı şans eseri değil verdiği emekler sonucu ona gelmiş. Bilim dünyasında yarattığı sarsıntı, aykırı ve dik duruşu bazı çevrelerde kabul görmesini zorlaştırmış. Bu nedenle Nobel ödülü Einstein için gecikmiş bir başarı haline gelmiş. Bilim dünyası kalıplaşmış Newtoncu görüşleri, Einstein’ın teorileri defalarca kez ispatlanmasına rağmen terk etmeye direnmiş. Bu ve bunun gibi nedenlerden ötürü Einstein Nobel ödülünü ‘Foto Elektrik Etkisi’ çalışmasıyla almıştır. Günümüzde Görelilik Kuramları ile modern fiziğin kurucusu olarak adlandırdığımız Einstein, bu çalışmalarıyla ilgili Nobel alamamıştır.
Einstein’ın dünyamıza miras bıraktığı ‘Genel Görelilik’, ‘Özel Görelilik’, ‘Kuantum Mekaniği’, ‘E=mc2’, 300’den fazla makale ve 150’den fazla çalışma bulunmaktadır.

1. Dünya Savaş’ı yıllarında tarafsızlığını koruyan savaş karşıtı, barışçıl, insancıl Einstein: bu tutumunu 2. Dünya Savaş’ı yıllarında korumayı başaramamıştır. Nazilerin Almanya’da iktidara gelmesi ile Yahudiler için zor günler başlamıştı. Tüm devlet dairelerinde çalışan Yahudiler işlerinden çıkarılmış ve çeşitli baskılara maruz bırakılmıştı. Gün geçtikçe dozu artan şiddet sahneleri yaşanıyordu. Kitap yakma kampanyaları yürütülüyordu. Yakılan kitaplar arasında Einstein’ın kitapları da vardı. O yıllarda A.B.D’ye gidip gelen Einstein, A.B.D ve çeşitli ülkelere sığınma isteğinde bulunmuştu. Bu isteği kendisi, ailesi ve bilim insanı pek çok arkadaşını kapsıyordu. Sığınma isteğinde bulunduğu ülkelerden biri de Türkiye’ydi. Ancak Türkiye bu isteğe olumlu yanıt vermedi. Einstein’ın ülkemizde yaşamamasının nedeni verilen olumsuz yanıt ya da herhangi başka bir sebep… Konu her ne ise… Einstein’ın Amerika’da değil de ülkemizde yaşamını sürdürmüş olması, eminim ki tüm dünyanın kaderini derinden etkilerdi. Çünkü Einstein’ın Amerika’ya kabul süreci ve orada yaşadığı yılların devlet politikaları nedeniyle zorlu geçmesi, Einstein’ın kişiliğinde köklü değişimlere neden olmuştur. Almanya’nın Yahudilere uyguladığı acımasız politika hatta soykırım, Einstein’ı bir anda Yahudi bir aktiviste dönüştürdü. Hitler’in atom bombası yapabileceği ihtimaline karşın Roosewelt’i atom bombası yapması konusunda uyardı. Bu konuda bazı kaynaklar uyardığını söylerken, bazıları ise yardım ettiğini söylemektedir. A.B.D atom bombasını yaparken Einstein’ın E=mc2 formülünden yararlanmıştır.

 

Einstein hayatının hiçbir döneminde dinine, milliyetine, ilişkisine bağlanan bir insan olmamıştır. Siyonizme, Yahudilere yaptığı yatırım Einstein’ın milliyetçi tarafıyla değil derin insani yönüyle alakalıdır. 1954 yılında yazdığı mektuptan da anlaşılmaktadır. O mektupta:

“Tanrı sözcüğü bana göre insanın güçsüzlüğünün bir ifadesi ve ürünü olmaktan başka bir şey değil. İncil saygı duyduğum, ancak yine de ilkel ve bir hayli çocuksu bulduğum bir söylenceler topluluğu. Hiçbir yorum, ne denli incelikli olursa olsun, bu görüşümü değiştiremez. En incelikli yorumlamalar birbirlerinden oldukça farklılar ve bunların özgün metinle hemen hemen hiçbir ilgisi yok. Bana göre Yahudilik, öteki tüm dinler gibi, en çocuksu boş inançların nesneleştirilmesidir ve üyesi olmaktan mutluluk duyduğum, düşünce yapısına son derece yakın olduğum Yahudi halkı da benim için öteki insanlardan farklı bir niteliğe sahip değildir…Bu insanlarda ‘seçilmiş’ olduklarını gösteren hiçbir şey görmüyorum.” demiştir.

 

Einstein Amerika’da kaldığı yıllarda politik tarafıyla ön planda olmuş olsa da bilimsel çalışmalarını sürdürmüştür. Birleşik Alan Kuramı çalışmalarına ağırlık vermiş ve bunu tamamlamayı çok istemiştir. Ancak 1955 yılında bir sabah yatağının bir başında İsrail’in bağımsızlık günü için hazırladığı konuşma diğer yanında ise denklemlerle dolu 12 sayfa ile gözleri kapalı bulundu.

 

ÖLMEYE ASLA HAZIR DEĞİLDİ.

 

 

 

Einstein yaşarken hayatı, zekası, görüşleri, çalışmaları kısacası tüm varlığı merak edildi. Çok soruldu. Çok yazıldı. Çok konuşuldu. İnsanlık dehasını anlayabilmenin bir yolunu aradı. Einsten öldüğünde bedeninin yakılmasını vasiyet etmişti. Ancak bir parça eksik olarak bu vasiyet yerine getirildi. Eksik olan parça beyniydi. Hastanede çalışan bir patalog Einstein’ın beynini çaldı. Parçalara ayırdığı beyni hem kendisi inceledi hem de çeşitli uzmanlara bu parçalardan gönderdi.

Uzmanların yaptığı incelemeler sonucunda yayınladıkları çalışmalarda;

‘‘Parietal korteksin bir bölümünde glial hücreler nöronlara oranla fazlaydı. Serebral korteks daha ince ve nöron yoğunluğu fazlaydı.Matematiksel ve uzaysal zekayla ilgili olan alt parietal lobun bir bölgesinde çok daha kısa bir oyuk ve beyin bu bölgede %15 daha genişti.’’ Sonuçlarına ulaşıldı. Beynin sırı çözülemiyordu.

Einstein’ın sahip olduğu özelliklerden yola çıkarak beyniyle ilgili neler söyleyebiliriz, buna bir de biz bakalım.

Eintein’ın beyninde bolca bulunan glial hücreler yetişkinlikte de sinaps üretimini sağlar. Duyusal bilginin işlenmesinde rol oynarlar. Einstein’ın hayal gücü, yaratıcılık, zeka ve motor becerilerinde önemli role sahiptir.

Sol Sağ
Konuşma Hayal Gücü
Yazma Sezgisellik
Okuma Soyut kavramlar
Aritmetik Uzay
Yön algısı Hayaller
Analitik düşünce Mekanı algılama
 Listeleme Bütünlük

Sağ ve Sol Hemisferler

Einstein’ın sağ hemisferinin baskın olduğunu düşünmekteyim. Yukarıda yer alan tabloda belirtilen sağ hemisfere ait özellikler, Einstein’ın baskın taraflarını göstermektedir.

Lateralizasyon

Beynin iki yarım küresi birbirleriyle haberleşerek çalışır. Eğer yeteri kadar haberleşme sağlanamıyorsa ya da bir kopukluk, yapısal bir farklılaşma varsa lateralleşme olduğundan bahsederiz. Bu haberleşmeyi lifler sağlar. Bunlardan en önemlisi KORPUS KOLLOSUM’dur.
Sol elini kullanan Einstein’ın sağ hemisferinin baskın olduğu görülmektedir. Çocukluğunda geç konuşmuş, tüm yaşamında iletişim problemleri yaşamış ve yalnızlıktan hoşlanmıştır.

Yaşadığı konuşma, gelişim ve davranış bozuklukları beyninin sol küresinde ki Broca alanında işlevsel bir problem olduğunu düşündürmektedir. Konuşmayla ilgili Wernice ve Broca alanlarından söz etmek gerekir. Bu iki alan beynin her iki lobunda da birer tane bulunmaktadır. Kısaca:

Wernicke alanı: Dış dünyadan (görme, işitme vs.) ve içimizden (ağrı, sancı) gelen duyularımıza ait bilgilerin yorumlandığı bu alan, temporal lop (şakak bölgesinin) üst çıkıntısındaki işitme alanının arkasında bulunur. Konuşma için, önce herhangi bir duyu organımızdan, beyin korteksimize gelen bilgilerin alınması, kendi içinde yorumlanması ve daha sonra diğer duyulardan gelen bilgilerle karşılaştırılarak tekrar yorumlanması gereklidir.

Broca alanı: Bu kısım motor konuşma bölgesidir. Bu bölge beynin alın (frontal) kısmının korteksinin arka tarafında bulunur. Kelimelerin ve kısa cümleciklerin ifadesi için motor kalıplarının oluşturulduğu bu bölgeye, Wernicke alanından gelen sinyallerle yorumlanan ve sentezlenen düşünceler aktarılır. İşte Broca alanı bu düşüncelerin kelimelere dökülmesinde ve bu dizilmiş kelimelerin ses tellerimize iletilmesinde rol alır.

Einstein’ın görsel duyusal girdileri işlemekte ne denli üstün bir yapıya sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenli konuşmada yaşadığı aksama sol hemisferde bulunan Broca alanı ile ilgilidir. Ayrıca Einstein’ın çocukluğundan itibaren çaldığı keman ve ilerleyen yıllarda piano çalmaya başlaması iki hemisfer arasında ki haberleşmeyi arttıran egzersizler olmuştur.

Nörotransmitterler

Einstein’ın başarı odaklı, dürtüsel ve çocuksu davranışlara sahip olmasını dopamini fazla salgılamasıyla, Öğrenme ve aşık olma performansını endorfin, noradrenalin, adrenalin, melatonin gibi hormonların fazla salgılanmasıyla açıklamak mümkündür.
Tütün bağımlılığı norepinefrin, asetilkolin ve dopaminin doğal seyrini bozmuş ve hormonların salgılanmasını değiştirmiştir.

Duyu Sistemi

Einstein bizden farklı görmüş, duymuş, bol giysiler giyinmiş ve çorapsız gezmiştir.
Duyusal uyaranlar talamusa, sonrasında beyin kabuğuna iletilmiş ve buradan da ilgili alanlara hızla gönderilmiştir.
Einstein’ın duyu reseptörlerinin fazlalığı ve algılama eşiği, beyinde bulunan sinaptik bağlantıların fazlalığı, motor korteksler ve wernice alanının anlamlandırma yeteneği beyninin üstün yanlarıdır.

Dehası Duyularında Gizli

Duyu ⇔Algı ⇔Tanıma⇔İmge Oluşumu

İlk aşamada duyuların reseptörlerle alınması, bunların beynin kortikal alanlarında algılanması ve sonraki aşamada imgelerin oluşması.
Einstein’ın çevresinde var olan uyaranları zihninde resimlere dönüştürebilme yeteneği bu sistemin kusursuz çalışmasında.

Parietal Lob Adamı EİNSTEİN

Einstein’ın bir treni izleyerek zamanın değişkenliğini

Suda çözünen şekeri izleyerek molekülleri

Asansörde hareket halindeyken uzayı kavramış, düşünsel deneyler ile teorilere dönüştürmüştür.

Gördüklerini oksipital loba göndermiş anlamlandırmak için temporal lobdan yardım almış ve parietal lobda nesnenin nasıl bir şey olduğun, yönünü, şeklini, mekanda konumunu biz diğer insanlara göre üstün bir performansla kavramıştır.

Temporal-Oksipital-Parietal Korteksler

Bu üç lob yoğun bağlantılı şekilde çalışmaktadır. Duyular yoluyla gelen bilgiler serebral kortekste tanınmakta ve bu loblarda anlam kazanmaktadır.
Einstein’ın duyuları yoluyla dünyayı üstün kavrayışı
Müzik yeteneği
Uzayı kavrayışı
Dokunsal hassasiyeti
Akademik başarısı
Bu 3 alan arasındaki mükemmel alış verişi göstermekte.

Oksipito-parieto-temporal Asosiasyon Alanları

Bu birleştirici alan sol hemisferde baskın olduğunda dil işlevlerinden
Sol hemisferde ki baskınlık ise görsel-uzamsal işlevlerden sorumlu
Bu bilgi Einstein’ın sahip olduğu nitelikler düşünüldüğünde sağ beyin insanı olduğunu doğrulamaktadır.

Frontal Korteks Broca Alanı
Broca alanı konuşmanın seslere dönüşmesini sağlayan alandır.

Kız kardeşi Maja, Einstein’in konuşmakta güçlük yaşadığını, söyleyeceklerini önce içinden tekrar edip sonra söylemeye çalıştığını, söylemesi kolay sözcükleri bile söylemekte zorlandığını söylemiştir.

Pre-Frontal Korteks

Einstein çalışmalarına başladığında günü, zamanı, yemek yemeyi hatta her şeyi unutacak kadar odaklanmıştır. Bazen takıntı düzeyine ulaşmıştır.
Fazla salgıladığı dopamin, pre-frontal korteksi uyarılmış halde tutmuştur.
Dikkati yöneltme
Yaratıcılık
Bilişsel esneklik
Problem çözme
Yeteneklerini beyninin bu bölgesinin çalışma performansına borçludur.

Limbik Sistem-Duygular

 

Son Söz,

Einstein 20. yüzyılın ele avuca sığmaz, çapkın, dik kafalı, sıra dışı kişiliği…

Bir ikon…

Çalkantılı aşk hayatını ve otoriteyle çatışmasını amigdalasına
Odaklanma yeteneğini pre-frontal korteksine
Başarıya bu denli odaklanmasını hipokampüsüne
Zihinsel gücünü duyulardan gelen bilgilerin talamusa, talamustan beyin kabuğuna, yoğun sinapslar sayesinde oksipital-temporal-parietal loblarda işlenerek imgelere dönüşmesine borçlu.

Kitapları
Görelilik; Özel ve Genel Kuram: Popüler Bir Yorum, 1920.
Görelilik’in Anlamı, 1921.
Tek Atomlu Gazların Kuantum Kuramı, 1924.
Brown Hareketi Kuramı Üzerine Araştırmalar, 1926.
Siyonizm Hakkında, 1930.
Niçin Savaş, 1933.
Gördüğüm Kadarıyla Dünya, Denemeler, 1934.
Felsefem, 1934.
Fiziğin Evrimi, Leopold Infield ile birlikte, 1938.
Otobiyografik Notlar, Denemeler, 1949.
Denemeler, 1950.

Makaleleri
Über Einen die Erzeugung und Verwandlung des Lichtes betreffenden heuristischen Gesichtspunkt (Işığın Oluşumu ve Dönüşümü Üzerine Bir Görüş), 1905.
Über die von der molekularkinetichen Theorie der Wärme geoforderte Bewegung von ruhenden Flüssigkeiten suspendierten Teilchen (Durağan Bir Sıvı İçindeki Asıltı Parçacıklarının Moleküler Kinetik Kuramı Çerçevesindeki Hareketleri Üzerine), 1905.
Zur Elektrodynamik bewegter Körper (Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği), 1905.
Ist die Trägheit eines Körpers von seinem Energieinhalt abhängig? (Bir Cismin Eylemsizliği Enerji içeriğine Bağlı mıdır?), 1905.
Zur Theorie der Brownischen Bewegung (Brown Hareketi Kuramı Üzerine), 1906.
Zur Theorie der Lichterzeugung und Lichtabsorption (Işığın Salınımı ve Soğurumu Kuramı Üzerine), 1906.
Plancksche Theorie der Strahlung und die Theorie der Spezifischen Wärme (Işınımın Planck Kuramı ve Özgül Isı Kuramı), 1907.
Entwurf einer verallegemeinerten Relativitätstheorie und einer Theorie der Gravitation (Bir Kütle Çekimi Kuramı ve Genelleştirilmiş Görelilik Kuramına Bir Gönderme), 1913.
Die Grundlagen der allgemeinen Relativitätstheorie (Genel Görelilik Kuramı’nın Temelleri), 1916.
Quantentheorie der Strahlung. (Kuantum Kuramı), 1917

Einstein’ı Konu Alan Film, Dizi ve Belgeseller

Einstein ve Eddington
Genius
Albert Einstein’ın Hayatı
Einstein’ın Büyük Fikri

Kaynakça
Kanoğlu, B. (2017). Bir Dehanın Yaşamından Notlar. İndigo Kitap
Rooney, A. (2017). Kendi Sözleriyle Einstein. Akılçelen Kitaplar
Isaacson, W. (2013). Einstein: Yaşamı ve Evreni. Delidolu Yayınevi

Elektronik Kaynaklar
http://dizipub.com/dizi/genius/
https://www.youtube.com/watch?v=yayPrQQCitk
http://www.filmizlesene.com.tr/einstein-and-eddington-altyazili-7-3.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir